Hüsnükabul copertina

Hüsnükabul

Hüsnükabul

Di: Apaçık Radyo
Ascolta gratuitamente

A proposito di questo titolo

Hüsnükabul programı insanların "öteki” ile (başkalarıyla) ile olan biraradalık ilişkilerini tartışan bir radyo programı. Kalıcılık ve geçicilik, içerme ve dışlama, kamusal ve özel, misafir ve ev sahibi kavramlarına mültecilik perspektifinden hak temelli olarak yaklaşıyor. Hazırlayan ve sunan: Ferhat Kentel, Taha Elgazi, Waseem Ahmad SiddiquiApaçık Radyo Politica e governo Scienze politiche
  • Vijay Prashad ile söyleşi: "Artık (!) olaylar zihnimizdeki yapıları aştı"
    Jan 28 2026

    Hindistan'ın Batı Bengal eyaletinde, Kalküta şehrinde doğuma büyüme, şu anda da Şili’de yaşayan tarihçi ve gazeteci Vijay Prashad ile yaptığımız röportaja yer veriyoruz.

    Bu röportajın toplam süresi 40 dakika ve bunun 14 dakikalık bölümünü bu hafta, kalan 23 dakikayı ise gelecek haftaki programda yayınlayacağız.

    Vijay'e yazdığım davetiyeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu davetiye, röportajda dinleyeceğimiz içeriğe dair bir fikir verebilir;

    Sevgili Vijay Prashad,

    Bugün sana yazarken, kendimize ifade etmenin karmaşıklığının devam ettiğini hissediyorum. Yani, yaşadıklarımızı ifade etmenin karmaşıklığı devam ediyor. Neye tanık oluyoruz? Ve hepimizin içinde bulunduğu bu an bize ne anlatıyor?

    Bu sorular yeni değil. Ancak olayların birbiriyle örtüştüğü ve gözlerimizin fal taşı gibi açıldığı zamanlarda karşımıza çıkıyor bu sorular. Paul Klee'nin Angelus Novus tablosunu hatırlarsın. Alman filozof ve düşünür Walter Benjamin’in, 1940 yılında yazdığı son denemesi Tarih Felsefesi Üzerine Tezler'de, tam da bugünlere dair, ifade etmenin zorluluğu ve şimdiki zamanı anlamanın zorluluğu hakkında düşüncelerini dile getirerek bu resim hakkında yazdı.

    Alman Nazilerin Yahudilere karşı soykırım yaptığı dönemde, Walter Benjamin, diğerleri gibi soykırımdan kaçmak istedi, ancak başaramadı ve İspanya ile Fransa sınırındaki Portbou sınırında intihar etti. Walter Benjamin, bu denemede Almanca “Jetztzeit” kelimesini kullanıyor. Şimdi-zamanı diye çevirebiliriz. Şu anda tanık olduğumuz her şey sert bir rüzgâr fırtınası gibi bizim yüzümüze vuruyor. Ve artık bu zamanda yaşadıklarımızı ifade etmek çok zor hale geldi.

    Bu noktada sana ilk sorum, kendimizi ifade etmekle ilgili olacak. Yani, hepimizin içinde bulunduğu zamanı nasıl görüyorsunuz ve tanımlıyorsunuz? İnsanlığa karşı işlenen adaletsizlikleri ve saygısızlığı gördüğünüzde veya duyduğunuzda ne gibi sözler buluyorsunuz? Ayrıca, Amerika'ya bakarak çöküşteki “imparatorluk” kavramını nasıl yeniden ele alabiliriz? Bu soruları sormamın nedeni, Alfred McCoy'un Amy Goodman ile yaptığı son röportajda “Amerika çöküşteki bir imparatorluktur” demesidir.

    Mostra di più Mostra meno
    26 min
  • Ne Uzlaşması? Ne Affetmesi?: Suriye barış sürecinin neresinde?
    Jan 21 2026

    Suriye diasporasından olup, Türkiye’de ikamet etmekte olan Ouaees Hummous bizimle birlikte.

    Hatırlarsınız, Ouaees ile en son 22 Aralık 2024 tarihinde konuşmuştuk ve o zamandan bu yana hem Suriye’de hem de dünyada pek çok şey oldu.

    İçişleri Bakanlığı Göç Yönetimi Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, 2021 yılında 3.737.369 kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı, 21 Kasım 2024 itibarıyla 2.935.742'ye düştü.Suriyeli mültecilerin sınır dışı edilmesi, Türkiye içinde bir barış süreci tartışmaya sebep oldu. Peki bu nasıl oldu?

    Türkiye içindeki barış süreci Suriye ile nasıl bir ilişkisi olabilir? Bu, benim gibi hasbelkader etrafında olup bitenleri anlamaya çalışan bir insan için en temel soru olabilir. En azından, şu anda insanlar arasında konuştuklarını kulak verdiğim kadarıyla, Türkiye içindeki iç siyasetinde çokça tartışılan bir konu haline gelmiş gibi görünüyor. Suriye, barış sürecinin ayrılmaz bir parçası gibi görünüyor.

    Suriye bu barış sürecinin neresinde?


    Suriye şu anda, sınırlar içinde nelerle mücadele ediyor? Suriye'deki etnik çatışmayı nasıl değerlendiriyorlar? Barış süreci olarak Suriye'nin geleceği ne olacak? Son olarak, Suriye'ye dönen mültecilerin hayatı nasıl şu anda?

    Son günlerde hem Orta Doğu’da, hem de uluslararası alanda yaşanan gelişmeler, güvenlik, göç ve insani krizler arasındaki güçlü bağı bir kez daha görünür kılmaktadır. Bu çerçevede Suriye’de önemli bir dönüm noktası yaşanmış; Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalanmıştır. 14 maddeden oluşan bu anlaşma, tüm cephelerde derhal ateşkes ilan edilmesini, SDG’nin askeri ve güvenlik unsurlarının Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıkları bünyesine entegre edilmesini ve sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının merkezi hükümetin kontrolüne geçmesini öngörmektedir. Deyrizor, Rakka ve Haseke’de idari ve askeri yetkinin tamamen Suriye devletine devredilmesi de mutabakatın temel başlıkları arasındadır.

    Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara, anlaşmanın temel amacının ateşkes yoluyla ülke genelinde devlet otoritesini yeniden tesis etmek olduğunu vurgulamış; SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile planlanan görüşmenin olumsuz hava koşulları nedeniyle ertelendiğini, sürecin telefon diplomasisiyle sürdürüldüğünü açıklamıştır. Savunma Bakanlığı, tüm askeri operasyonların durdurulduğunu ilan ederken, SDG cephesinden yapılan açıklamalarda ise çatışmaların iç savaşa dönüşmesini engellemek için bu adımların atıldığı ancak elde edilen siyasi ve toplumsal kazanımların korunacağı mesajı verilmiştir. Anlaşmada ayrıca, Suriye sınırları dışından gelen PKK mensuplarının ülkeden çıkarılmasına dair bir taahhüt de yer almakta.

    Mostra di più Mostra meno
    27 min
  • Ortak Bir Hikâye: İran’dan Halep’e Direnişin Sesi
    Jan 14 2026

    Uzun yıllar Türkiye'de yaşamış ve daha sonra Londra'ya taşınmış olan İran diasporadan akademisyen ve aktivist Hosein Sadri'yi tekrar ağırlıyoruz. Hatırlarsınız, Hosein Sadri'yi 25 Haziran 2025 tarihinde “İran'a Karşı Savaşı Dur De!” söyleminin altında programımıza katılmıştı ve bu yayına Hosein'i tekrar davet ettim.

    Malum, İran’da derinleşen baskı, sokaklara yayılan öfke ve sessiz bırakılmak istenen bir halkın direnişi sürüyor. 28 Aralık’ta başlayan ve kısa sürede Tahran’dan Tebriz’e, Meşhed’den Urmiye’ye yayılan protestolarda rejim güçlerinin ağır hak ihlalleri yaşanıyor; İran İnsan Hakları Örgütü doğrulanmış en az 192 ölümden söz ederken, bazı kaynaklara göre de 2 bin 600’den fazla kişi gözaltına alındı ve Başsavcılığın tüm protestocuları “moharebeh” ile suçlayarak idam tehdidinde bulunması 1980’leri hatırlatan bir toplu infaz korkusunu büyütüyor. İnternetin kesildiği, özellikle Kürt kentlerinin askeri kuşatma altına alındığı bu atmosferde, kadınlar ve gençler “Jin, Jiyan, Azadî” diyerek en önde yürüyor; ekonomik yoksullaşmanın ve siyasal baskının artık bir rejim karşıtı halk isyanına dönüştüğünü görüyoruz.

    Bu karanlık tablo sadece İran ile sınırlı değil: Halep, 2026 yılına barış umutlarını gölgeleyen ağır bir saldırı dalgasıyla girdi; 6 Ocak’ta Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerine yönelik bombardımanlarda en az 25 sivil yaşamını yitirdi, hastaneler vuruldu, yollar kapatıldı ve gençler kaçırıldı. 1 Nisan 2025’te imzalanan ve mahallelerin güvenliğinin Halep Asayiş güçlerine devredilmesini öngören anlaşma kâğıt üzerinde kalırken, bu saldırılar “Kürtsüz bir Halep” fikrinin, aslında çok kimlikli ve demokratik bir Suriye ihtimalinin inkârı anlamına geldiğini acı biçimde hatırlatıyor.

    Öte yandan ABD’de de devlet şiddeti yeni bir eşiğe taşındı: Minneapolis’te ICE ajanlarının, 37 yaşındaki ödüllü şair ve üç çocuk annesi Renee Nicole Good’u öldürmesi üzerine “Kral İstemiyoruz” protestoları New York’tan Portland’a onlarca kente yayıldı; Good’un bir “yasal gözlemci” olarak orada bulunmasına rağmen vurulmuş olması, yurttaş olmanın bile artık güvence sağlamadığına dair korkuları derinleştirdi.

    İran’dan Halep’e, Minneapolis’ten Tahran morglarına uzanan bu hat bize aynı şeyi söylüyor: Devletler, farklılıkları ve itirazları bastırmayı seçtikçe şiddet sıradanlaşıyor ve hayatlar daha da kırılgan hale geliyor.

    Mostra di più Mostra meno
    29 min
Ancora nessuna recensione